Biralarımız bitmişti, barmen kalkıp bira koymaya gitti. Giderken açık
mavi olan kot pantolonunun kısa paçalarının altında, sağ ayak bileğinin dış
kısmında bulunan bisikletli adam dövmesi dikkatimi çekti. Bunu tanıyordum.Biralarımızı doldurdu,
geri geldi. Oturdu masaya. Kadın sordu bu defa.
‘’Ondan
sonra ne yaptın peki?’’
‘’Sonra
birkaç ay kadar bir şehirde çalıştım. Sonra bir arkadaşım Doğu Ekspresi gezisinden
bahsetti, açıkçası Doğu’nun herhangi bir kesimine daha önce seyahat etmemiştim.
Bu fikir cazip geldi ve işi bırakıp, Kars’a seyahat etmeye karar verdim.
Yataklı vagondan biletimi aldım, oda iki kişilikti. Ve oda arkadaşım bir
kadındı.’’
‘’Aynı
odada karşı cins, evli olmamak suretiyle bulunamaz diye biliyorum.’’ Dedi kadın.
‘’Şöyle
ki, bu gibi yasaklar gelmeden önce gitmiştim. Şimdi o trende her şey yasak.
Sonra kadınla tanıştım. Mecburen tanışacaksın, çünkü yirmi beş saat boyunca o
trende, aynı vagonda yolculuk ediyorsun. Kurabiye falan yapmış kendine, oda
arkadaşımla yeriz misali falan. Ben de kendime termos, küçük kettle falan
almıştım. Ben çay ve kahve türünü yaptım, o da pasta börek kısmını halletti.
Tüm yol boyunca hiç aç kalmadık neredeyse. Sonra o kadınla beraber aynı otele
gittik, beraber gezdik. Ardından beraber Erzurum’a Rafet abiye gidecektim ve onu da davet ettim, o da geldi. Çok bunalmış okuldan ve ailevi durumundan. Her şey bir anda gelişmişti. Daha sonra onun yanına, Ankara’ya
yerleştim. Yaklaşık iki yıl süren bir arkadaşlığımız oldu. Çok kafa dengi bir
insandı, aykırıydı, herkes gibi değildi. Onun gibi insanları hayatınız boyunca
zor buluyorsunuz. Belki birkaç defa denk geliyorlar size.’’
‘’Neden
peki buraya yerleştin?’’
Gözlerini kıstı, uzaklara baktı, derin bir nefes aldı ve bize döndü.
Hüzünlü bir gülümseme attı tek nefeste, dudaklarını büzdü, birasından bir yudum
aldı ve şöyle dedi.
‘’O,
öldü…’’
‘’Üzgünüm,
kusura bakma lütfen, sormamalıydım.’’ dedim.
‘’Özür
dilerim, kusura bakma lütfen.’’ dedi kadın.
‘’Yo,
yo. Problem değil. Bazı şeyler olması gerekir, olmaması için hiçbir sebep
yoktur çünkü. Bu dünya… Her neyse… Yapabileceğim pek fazla bir şey yoktu
açıkçası. Cenazesine dahi gitmedim.’’
‘’Neden?’’
‘’Cenazeleri
ve düğünleri sevmiyordum. Yani aslında kalabalık alanların hiç birisini
sevmiyorum ama mevzu o değil şimdi. Gitmememin sebebi, öldüğüne inanamıyor
olmam, sanki yaşıyor gibi, bir gün bir yerden gelecek gibi. Hemen sonrasında
birkaç ölüm daha gördüm, Rafet abi öldü, ardından üniversitede bir ölüm daha
gördüm, çok yakın arkadaşımdı, orta okulda ve lisede de toplamda üç arkadaşım
ölmüştü, dayanamadım, psikoloğa görünmemi söyleyenler oldu, kimseyle konuşmuyordum,
irtibat halinde değildim. Eve gidip, alkol ve sigara içip, hikayeler
yazıyordum.’’
‘’Birkaç
tanesini okumak isterim.’’
‘’Kendisi
de yazar da beyimiz.’’
Bana baktı kadın.
‘’Lütfen,
daha o olgunluğa ulaştığıma inanmıyorum. Daha çırak dahi değilim. Okumam
gereken binlerce kitap var. Telaffuz etmem gereken kelimelerin sayısı bir hayli
fazla.’’
‘’Okutabilirim
elbette.’’
Söze atladı barmen. Hızla ayağa kalktı, aynı hızla lafa atladım.
‘’Lütfen,
oturur musun? Bir şey diyeceğim.’’
Oturdu tekrar yerine.
‘’Hiç…
Hayâlin var mı?’’
Derin bir nefes aldı, yere baktı, yine uzaklara dalar gibi gözlerini
kıstı ve gülümsedi.
‘’Elbette.
Ama bunu yapabilecek cesaretim yok.’’
‘’Neden?’’
‘’Çünkü
çok büyük bir hayâl. Bunun sonunda ölüm de var, geri dönüş yok.’’
‘’Hayâllerin
uğruna dünyayı dahi karşına almalısın. Geçen zaman geri gelmiyor.’’
‘’Lütfen
bu klasik naraları atma bana. Ben de biliyorum geri gelmeyeceğini. Ama şu an
bunu gerçekleştirebilecek cesaretim yok. Bana bakın, bir hayâliniz varsa gidip
onu almalısınız, kimse size onu vermeyecek. Siz gidip alacaksınız. İkiniz, bu
yolun sonunda sizi nelerin beklediğini biliyor musunuz?’’
Birbirimize baktık, ikimiz de hayır anlamında kafa salladık.
‘’İşte…
Bilmiyorsunuz, o yüzden hayâllerinizi gerçekleştirmelisiniz.’’
Bir süre sustu, bir sigara yaktı ve tekrar söze başladı.
‘’New
Caledonia… En büyük hayâlim bir gün oraya gitmek ve geri gelmemek. Bir gün başaracağım biliyorum ama o zaman bu zaman değil. Oraya giderken yolda ölsem
dahi gam yemem. En azından bir amaç uğruna ölmüş olurum. Ama şu anda, şu
durumda ölsem üzülürüm, düşünsene bir uyanıyorsun dünyayla olan tüm bağlantın
kopmuş. Ne uğruna? Kocaman bir hiç… Ne yaparken? Çalışırken ya da evden işe
giderken… Bomboş… Ortalık bomboş zihinlerden, hayâl dahi kurmayı beceremeyen,
kursa da bunu gerçekleştirme cesareti olmayan insanlarla dolu. Birbirinizi
kollayın, sıkı giyinin, kış gelecek.’’
Yine bir süre sustu. Hepimiz susmuştuk, hayâllerimi düşünüyordum, onları
gerçekleştirme arzumu… Ama cesaretim yoktu. Korkak! Tekrar söze başladı barmen.
“Senin bir hayâlin var
mı?’’
Kadına yöneltilmişti bu soru. Ben kollarımı bağladım ve ona odaklandım,
o da afalladı bu soru karşısında. Toparladı kendini hızlıca ve cevaba yöneldi.
‘’Vardı.
Bir tanesini gerçekleştirdim ve istediğim mesleği yapıyorum. Birkaç tane daha
var aslında. Birisi, şu an onunla yaptığımız -beni işaret etti- Bunu yapabilecek
cesaretim olacağını düşünmezdim hiç, onu tanıyana kadar.’’
Bana baktı, gülümsedi ve o da kollarını bağladı. Ne söylediğini anlamıştım
galiba, gülümsedim. Sonra tekrar ekleme yaptı cümlesine.
‘’Yani
psikolojik ve felsefi olarak gerçek bir yolculuğa çıkmak… Bilirsin, bunu yapabileceğin
insan sayısı çok azdır. Ve yine bilirsin ki, onlar hayatımız boyunca belki bir
defa karşımıza çıkarlar. Her şeyi görmemizi ve sorgulamamızı sağlarlar, sonra
da ölürler, yirmi yedi yaşında.’’
Bana baktı ve gülümsedi. Sanki her şeyi biliyormuş ve kaderimi çizmiş gibi. Lanetli yirmi yedi… Çevremde olan birkaç insana ne kadar intihar etmeyeceğimi, hayatı çok sevdiğimi söylesem de bir gün intihar edeceğimden adım gibi emindim. Peki ya, adımı unutsaydım?












