2 Ocak 2019 Çarşamba

Pembe Panjurlu Rahat EVLER!

      Karlı bir hava... Dışarıdan köpek sesleri yükseliyor, loş sokak lambaları yanıyor. Mecburiyet caddesi üzerinde, kaldırımda, karların içinde yavaş yavaş yürüyen bir çocuk. Neredeyse içinde kaybolmuş, benliğinde. 1.60 boylarında, ellerinde eldiven, ıslanmış ve sallanıyor. Parmaklarını eldivenin içerisine çekmiş, üşümüş, burnunu çekiyor, hasta. Bu önemli değil, daha bir çocuk.. Sallana sallana, yavaş yavaş yürüyor karın ve loş sokak lambalarının altında, tek başına. Birden arkasında yükselen ayak sesleri, birisi ona doğru koşuyor. Ardından gelen adam bağırıyor çocuğa ve üzerine atılıyor, çocuk umursamıyor ve karın içine düşüyorlar. Adam hınçla çocuğa vurarak ve bağırarak küfrediyor.

             - A*ına koyduğumun çocuğu, nerdesin lan sen, seni mi arayacağım ben sabah akşam, senin peşinden mi koşacağım lan? İt oğlu it, piç. Niye gelmiyorsun lan eve? Bu saatte oyun mu olur, kaç defa dedim lan sana, akşam ezanından sonra evde olacaksın diye? He?
   
      Adam hınçla vurmaya devam ettikçe çocuk susuyordu. Ağlayarak ve burnunu çekerek direnmeye çalışıyordu bu hayatın ayazına. Adam korkmuyordu ve vurmaya devam ediyordu karşısında bir çocuğun varolduğunu unutarak, geleceğinin kirlenmesini ve düşüncelerinin bu karanlık hücrede yok olacağını hiçe sayarak. Ve karanlık...

       Dünya ne kadar da adaletsiz ve acımasız değil mi? Çocuklar bizim geleceğimiz, çocuklar bizim dünyamızı kurtaracak en zararsız varlıklar. İnsanoğlu bunu unutuyor. Çocuklara yapılan eziyetler, aile ortamındaki o bağrışmalar, baskıcı ve yıkık bir dünyanın nefes alamayan dar odalarındaki o çocuklar... Çocukların bilinçaltına yerleştirilen ve ömür boyu unutamayacakları o depresif duyguları yaşatan aileler... Ne kadar da acımasız olduk böyle? Çocuklar bizim tek vatanımız, biz ise onlara kurşun sıkıyoruz. Birgün gelecek ve onların ahlarında boğulacağız..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder