11 Mayıs 2018 Cuma

Yalnız Adamın Günlüğü

Bilinmezler


      Hiç çaresiz kaldığınız zamanlar oldu mu bilmiyorum, ya da bazı kahrolası şeylere sebepsiz yere isyan ettiğiniz? Bu yaz Antalya'da gezerken, şehir içi otobüsle bir yerden başka bir yere gidiyorduk, otobüs ışıklarda durdu. Hemen yanımızdaki arabaların arasına; bir elinde koltuk değneği, diğer elinde peçetelerle arabalara ''alır mısınız?'' diye işaret eden, muhtemelen bir aile babası olduğunu düşündüğüm otuzbeşli yaşlarda bir adam gördüm. İçim biraz burkuldu, yine neyin var diye soruldu ve benim yine nutkum tutuldu. Böyle zamanlarda hep tutulurum bir başıma, kafamın içinde kendime sorular sorarım. Bu sırada kimse beni anlamaya çalışmaz, gördüğümü, duyduğumu bilmez. Ben de söyleyemem ne olduğunu zaten. Sadece yargılanırım biraz, sonra hüzünle karışık tebessümüm gelir kendiliğinden. Ben o gün kendimden ve tüm insanlıktan utandım dostlarım. Biz şu sağlam halimizle, çalışmaktan, isyan etmekten ve daha fazlasını istemekten başka bir şey yapmıyoruz ve hala daha isyan ediyoruz. Diyorum ki; yazık... 

Fotoğraf: Antalya 2018


20 Ocak 2017 Cuma

Taksim'de Evsiz Kaldığım Gün

Yine bir film çekimlerindeyim, konuk oyuncu olarak. Taksim'de bir barda yapıyoruz çekimleri. Mert Fırat, Melisa Sözen var baş rollerde. Bu arada Mert Fırat olağanüstü bir adam, samimiyeti üst seviyede olan birisi. Çekimler tam iki gün sürdü. Önceki gün, yani çekimin ilk günü Mert ağbinin yanına giderek muhabbet etmek istedim, o da sağ olsun çok sıcakkanlı yaklaştı ve muhabbet ettik biraz, sağ olsun. Çekimlere ertesi günün gecesi devam ederken bir anda sete bir adam geldi, böyle üzeri gayet şık giyimli, hafiften kel bi adam ama ayakta duramıyordu. Galiba sarhoştu, neyse.. Adam figüran kadınlardan birisini kucakladı kaçırmaya çalıştı bi anda. Olay tam yanımda oluyordu. Set görevlilerinden birisi de yanımızdaydı, siz karışmayın demişti bana ama o görüntü karşısında kimse bir şey yapmıyordu, içerledim bende, sonra figüranlarla beraber 3 - 4 kişi adamın elinden kadını aldık ve adamı kovaladık orada. Çekimler devam ederken mola verdik bi ara. Sonra adamın gittiği yöne doğru gidip ne yapıyor diye bakmak istedim. Hemen aşağıdaki villanın bahçesinde çırılçıplak işeyerek bahçe etrafında bağırarak şarkı söylediğini gördüm ve içimden ulan deli diye gülümsedim. Neyse, saat gece 03:00 iken çekimler bitti ve set arabası beni alıp evime götürmek için geldi. Bende o sıralar Esenler'de oturan kuzenimin evinde kaldığım için durumu bildirdim ben gelemem dedim, anahtarım yok dedim. O saatte rahatsız etmek olmazdı, yakışık almazdı. Sonra bi arkadaş durumu duyup yanıma geldi, çocuğu tanımıyordum ama benim yaşlarımdaydı hemen hemen. Gel istersen, bu akşam bizde kal dedi. Ben de: Aa olur mu hiç, bu saatte rahatsız etmeyeyim dedim. Yok, ne rahatsızlığı sorun olmaz dedi, gidelim dedi. Ben de olur dedim. Gittik, sağ olsun kendi yatağını bana verdi, istersen duş al filan dedi ama ben istemedim, zaten misafirsin, gece kalıp gideceksin, hiç rahatsızlık verme dedim kendi kendime. Rahat rahat uyudum o gece, sağ olsun. İsmini dahi hala hatırlamıyorum. En son 2016 yazında Kadıköy/Bostancı'ya taşınmıştım. O sıralarda Mecidiyeköy'de bulundum bir gün. Sevinç simit sarayında oturup çay içtim yine bir başıma, her daim. Alt katta oturuyordum, telefonumun şarjı bitti ve priz bulabilme ümidi ile üst kata çıktım. Balkona doğru ilerledim belki orada priz vardır diye. Sonra birisi bana ''Uğur!" diye seslendi. Bu arada bana Uğur demeleri; Sosyal medya hesaplarımda kendimi gizlediğim zamanlarda ismimi Uğur olarak kullanıyordum ve sosyal medyada Uğur olarak tanıyorlardı beni. O zamanlar kimsenin kim olduğunu bilmesini istemiyordum. Uğur diye seslenildiğini duyunca doğal olarak dönüp baktım. Bi baktım Mustafa ağbim, Mustafa Akbulut. Sosyal medyadan tanıdığım oyuncu ağabeyim. Oturduk beraber bayağı. Çay - sigara - muhabbet üçlüsünü kurup muhabbet ettik. Yanında bir de arkadaşı vardı, ismini tam olarak hatırlamıyorum. Muhabbet esnasında karşımdaki masada bi çocuk gördüm, benim yaşlarımda. Bi yerden gözüm ısırıyordu ama kim olduğunu bir türlü çıkartamıyordum. Sonra sonra hatırladım. İki yıl önce beni Taksim'de bir başıma bırakmayıp evine misafir eden oyuncu çocuktu bu. Durumu Mustafa ağbime anlattım. O da git istersen yanına dedi. Ben de yok dedim, şimdi yanında başkaları var, yakışık almaz dedim. Biraz daha muhabbet ettikten sonra metroya binip gittim ben. Bana mı tevafuk etti bilmiyorum, gideceğim istasyonun yarısında metro arıza verdi ve o durakta indirdiler bizi. Ben de panik yaptım tabi, panik atak hastası olduğum için. Metrodan çıkıp dışarıda insanlara yer soruyordum nasıl gidebilirim diye. En sonunda buldum bi otobüs ve binip gittim, atağım da geçmiş oldu bu sayede. Teşekkürler beni o gece evinde misafir eden isimsiz arkadaşım, teşekkürler Mustafa ağabeyim, teşekkürler benim yazdığım bu hikayeleri canı gönülden takip eden okurlarım. Hepinizi öpüyorum, iyi günler dilerim. Tabi, eğer böyle bir şey mümkünse...

28 Aralık 2016 Çarşamba

Kayseri Gezisi Sırasında Yaşadığım Komik Olay

Merhaba, öncelikle kendimi tanıtmak isterim. Ben yıllar önce kalp hastası olduğunu bilerek bunu herkesten gizleyen ve bu hastalıkla yaşamayı kabullenmiş bir adamım. Ve son dört yıl içerisinde on iki şehir gezdim. Bu gezilerimde tanıştığım insanlar ve yaşadığım ilginç olayları bir kitapta topladım. İsmi Yalnız Adamın Günlüğü. Bu blog adresimi açmamda emeği olan @tugçe'ye teşekkür ederim. Olay geçen kış Kayseri'de geçiyor. Kasım 2015 gibi Kayseri'de bulundum. İlk gittiğim zamanlar hava biraz güzel görünüyordu. Ve orada kalmaya karar verdim. Zaten daha önce orada arkadaşlarım olmuştu. Onların da yardımı ile Kayseri'ye yerleştim ve bir iş buldum. Aralık 15'te havalar çok soğumaya başladı ve hemen ertesi gün kar yağdı. Birkaç gün sonra da hasta olup Kayseri devlet hasta hanesine gittim. https://www.facebook.com/yalnizadamingunlugu Gözümden problemim vardı ve göz doktorunun olduğu bölüme gittim, oranın çok kalabalık olduğunu görünce; ''bu sıra bana gelene kadar sabah olur'' diye çıktım oradan. Hasta hanenin önündeki kantinden çay alıp, çay sigara yaptım. O anda şiddetli bir kar yağışı başladı, sulu kar. Benimde ev anahtarının kopyasını çıkartmam gerekiyordu ama anahtarcı nerede onu bilmiyordum. Hasta hane merkeze yakın olduğu için, merkeze yürümeye başladım. Sulu ve hızlı yağan kara karşı kafamı eğdim öyle gidiyordum hızlı hızlı. O hızda giderken bir anda kafamı bir yere çarptım ve kafam geriye, ayaklarım kayıp ileriye doğru havada asılı kaldım gibi hissettim ve şiddetli bir şekilde toto üzerine düştüm. Başımı kaldıramıyordum burnumu tutmaktan, tam burnumun ortasını çarmıştım. Allah'tan burnumu çarpmıştım, göz hastası iken gözümü çarpmak çok kötü olurdu, kör kalabilirdim. Neyse... Burnumu tutarak başımı kaldırıp etrafa bakmaya çalıştım ama nafile, her şey dönüyordu sanki, bir an bulanık bi ses duyarak irkildim. Birisi yanıma gelmiş bir şeyin var mı diyordu. Kollarımdan tutup kaldırdı beni ve bir dükkana soktu. Orada kendime geldim ve bir şeyin var mı dedi. Ben de ayna var mı diye sordum direkt. Burnumu çarpmıştım ve kanıyordu... Aynaya baktıktan sonra adamdan yarabandı istedim. Adam yarabandını verdi ve aynaya bakarak burnuma bantladım. Ne oldu ya ben nereye çarptım dedim adama. Dükkanın tentesine çarptın dedi, o anı gördüm bağırdım ama duymadın, çok hızlı gidiyordun çarpman kaçınılmazdı dedi. Biraz oturup kendime geldim ve çıkarken adam yarabandının parasını istedi. Şuna bak ya, tenteyi o kadar aşağıya indiriyor ve bi de yarabandı parası alıyor. Hem suçlu hem güçlü. Parayı verip çıktım dükkandan ve yürümeye başladım, anahtarcıyı bi ileri bi geri giderek buldum, aynı cadde üzerinde meğerse defalarca önünden geçmişim. Ama nafile... Görmemişim... Devamını Yalnız Adamın Günlüğü isimli kitabımın devam serisinde daha detaylı anlatacağım. İlk seriyi okumak için linkten sipariş verebilirsiniz; http://www.kitapyurdu.com/kitap/yalniz-adamin-gunlugu/389090.html Teşekkür ederim, mutlu akşamlar dilerim. Ben Bay Hiçkimse... Yeni bir hikayemde görüşmek üzere.