14 Mart 2019 Perşembe

Buk Amca - Başlangıç (Rüya)

     ''Çalışıyorum, işteyim. Kapıda gelenleri karşılıyorum. Birisi giriyor içeriye, tanıyorum bu kadını bir yerden. Kısa boylu, kısa -renkli- saçlı, gözlüklü. Gülümsüyor hafiften başını eğerek bana. Tanrım! Kolay gelsin diyor. Çok etkileniyorum, kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlıyor. Hoş geldin diyorum. Nasılsın diyor. İyiyim diyorum, sen? Beni tanıyan birisi, ben kim olduğunu bilmiyorum. Şaşkınım, ona eşlik ediyor ve içeriye alıyorum. En güzel masaya onu alıyorum. Arkadaşımı bekleyeceğim diyor. Olur diyor, masadan çekiliyor ve ona çay gönderiyorum; beklerken içsin diye. Sonra arkadaşı geliyor. Onlar hamburgerlerini yerken, ben de günün personel yemeği olan nohut ve pilavı alıp masalarına oturuyorum. Ben nohut sevmem ki! Sonra mekandan üçümüz birlikte çıkıyoruz okula gitmek için. Okul? Aynı okulda mıyız? Yürüyoruz, bir üst geçit gibi bir şeyin altından geçiyoruz. Onlar arkadaşıyla önden yürüyor. Ben ise arkadan tek başıma... Arada bana dönüp bakıyor ve gülümsüyor. Tanrım! Üst geçidi geçtikten sonra bir yere geliyoruz. Etrafta beton beyinlerden başka bir şey yok ve bomboş. Orada duruyoruz ve beklemeye başlıyoruz. Neyi? Sonra kendimi bir deniz savaşının içerisinde buluyorum. Bir gemi kaptanıyım, gerçek gibi, o anı yaşıyorum, içindeyim! Biraz sonra gemiyi yönetemiyor ve batırıyorum. Captain Onbasi! Hapishane bahçesini andıran kapalı bir yerde, çimenlerin üzerinde yatmış, elimde telefonla buluyorum kendimi. Bu anda telefonuma mesaj geliyor, bakıyorum. Neredesin diyor. Bu kim? Sonra uzun yıllardır görmediğim Alper isminde bir arkadaşım yanıma geliyor çimlerde yatarken. N'apıyon abi burada diyor. N'apim, oyun oynuyorum diyorum. Sonra Alper ortalıktan kayboluyor. O kadın geliyor karşıma. N'apıyorsun burada ya... diye sitem ediyor. N'oldu ki şimdi?'' Ne olduğunu anlamaya çalışırken uyanıyorum. Saate bakıyorum ve 04.00 ve sabah işe gideceğim. Yolda etrafa bakarak gidiyor ve onu göremiyordum, bu da kim? Kim olduğunu bilmiyordum. Birkaç gün sonra Buk amcayı rüyamda görüyorum. ''Yaşa'' diyor. Buk amcanın olduğu rüyayı daha önce anlatmıştım. Bu rüyadan birkaç hafta sonra, bir akşam bir mekana gitmek için evden çıkıyorum arkadaşımla. İki bira hüpletip, eve geçeceğim. Ama nedense tam kapıdan içeriye girerken vazgeçiyorum ve daha sakin bir yere gitmeye karar veriyoruz. Olgunlar'a çıkıyoruz. Rastgele bir bar görüp içeriye giriyoruz arkadaşımla. Sonra masamıza bir kadın geliyor, garson. Siparişimizi soruyor. Sipariş verirken bakıyorum, o kadın! Aynı gülümseme, Tanrım! Buk amca fısıldıyor, ''YAŞA!'' İçim kıpır  kıpır, nutkum tutuluyor, ağzım kuruyor, gözlerim büyüyor. Anlatmak istiyorum, ama nasıl? Tanımıyorum. Daha sonra yaklaşık üç ay boyunca o bara gidiyorum, her gittiğimde ona baktığımı fark etmesin diye bakmamaya özen gösteriyorum. Rüyamda onu gördüğümü ve gördüklerimi anlatmam gerektiğini düşünüyorum, kadere inanmıyorum. Bu kader olabilir miydi? Her defasında cesaretimi kaybediyorum, anlatamıyorum. Bu arada isminin aslında Damla olmadığını da öğreniyorum. Oysa ki, sosyal medya hesaplarından ne çok Damla ismiyle aratıp, bulamamıştım. Sanırım anlatamayacağım bu rüyamı hiçbir zaman. Sonra onunla arkadaş olduk. Tabi rüyayı yine anlatamadım. Neyse... İki üç haftadır kendisini göremiyorum. Şu an her şey flu... Buraya yazarak rahatladım mı? Bilmiyorum. Burayı okuyup, cesaretsizliğimi görmenizi istemezdim açıkçası. Hoş geceler.

7 Mart 2019 Perşembe

Vedalar Soğuk Olur''

   Emrah mı? O an tüm devrelerim yandı. Nasıl olur da gerçek ismimi söylerdi? Leyla'ya baktım, anlamaya  çalışır  gibi bana bakıyordu. Suskun ama şaşkın, mutsuz değil. Necla teyze konuşmasına devam etti.
      - Biraz içeriye geleyim mi? Konuşalım.
   Hafiften köfteyi çakar gibi oldum, modum düştü, pek tabii yüzüm de.
- Ah teyzecim, çok pardon. Buyurun içeriye, özür dilerim böyle kapıda bıraktım.
- Tamam oğlum sorun yok. İnsanlık hali, dalgınsındır, olabilir.
   Anlayışlı insanları ayrı seviyordum. Anlayışlı insanlarla karşılaşmak beni mutlu ediyordu. Bir hödük değildi en azından kocası gibi. İçeri geçti Necla teyze. Leyla kapıda, karşı karşıyaydık. Hoş geldin dedim kuru bir gülümsemeyle.
- Evi nasıl buldun?
- Hatırlamıyor musun?
- Neyi?
- Ev sahibin gitsin, konuşuruz. İçeride seni bekliyor kadın. Önemli bir şeyse gidebilirim ben.
- Yok yok, ne önemlisi. Gel içeri sende lütfen.
- Teşekkür ederim.
- Bilmukabele.
   Leyla da içeri girdi. Necla teyzenin karşısına oturdu. Ben de girdim içeri.
- Çay demleyeyim mi?
- Yok oğlum gel, az biraz konuşalım seninle.
   Ortalarındaki tekli koltuğa oturdum.
- Dinliyorum teyzeciğim.
- Oğlum...
   Derin bir nefes aldı.
- Az önce Bulut amcan balkonda yaptığın hareketi gördü.
      - Hareket? Ama adam...
- Biliyorum oğlum, o adamı da biliyorum. Ama Bulut amcan bilmiyor. O seni yadırgıyor sürekli. Zaten yadırgadıkları hep başına geliyor.(burada kinlendi) Onun için  adamın ne olduğu değil, senin ne yaptığın önemli. Kiracı öğrenci mi olurmuş diyor.
   Büyük bir üzüntü seline kapılmıştım. Kendimi Bulut amcaya ifade etmem gerekiyordu.
- Ne yaparsan yap, anlamayacak oğlum. Senin gibi düşünen insan sayısı çok az bu dünyada. Sorgulayan, düşünen, bilen, okuyan, gören, gezen...
   Beş saniye kadar sustu ve o beş saniyenin sonunda ağzından şu kelimeler döküldü.
- Bulut  amcan evden çıkmanızı istiyor oğlum.
   Beynimden aşağıya soğuk sular dökülmüştü. Ne  olduğunu anlayamadım. Bir  travmaya daha hazırlıklı mı olmalıydım? Ellerimi yüzümde dolaştırdım, yüzümü  sıkı sıkı sıkarak. Etrafa bakıyordum, kızmıştım. O an tam Leyla'nın üzerinde duran, edebiyat öğretmeni eski bir arkadaşım olan, Koray Baz'ın bana ithafen yazdığı mektubu gördüm. Çerçeveletip oraya asmıştım. Tüm vedalar sonunda aldığım tek veda mektubu ondandı. Zamansız gelen ölümler, yeni yaşamlar, hikayeler... Çok fazla insan kaybediyordum ve en kötüsü, hiç birisinin yanında olamıyordum. Okumaya başladım sulanmış gözlerle mektubu, şu sözler yazıyordu:
     
''Yıldırım Beyazıd kardeşime,
     
     
     -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- (Devamı yeni kitapta.), (Fotoğraf: Kireçburnu Sahili - Sarıyer/İstanbul 2016)